KARMAŞA - DÜZEN - ÜTOPYA KONU ÖZETİ-DERS NOTU


Reklam

KARMAŞA - DÜZEN - ÜTOPYA
Karmaşa düzensizlik demektir. Düzensizlik ve karmaşa hali belli bir süre sonra
toplumda çözülmelere yani toplumun parçalanmasına neden olur. Karmaşanın hüküm
sürdüğü, düzenin olmadığı hiçbir toplum varlığını sürdüremez. Karmaşa halinde
toplum yaşamının sürdürülememesi, toplumsal düzenin kurulmasını zorunlu kılmıştır.
Düzen, belirli bir toplumda bir arada yaşamayı olanaklı kılan toplumsal ilişkilerin, o
toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak, hukuk ilkeleri ve yönetim biçimleri üzerine kurulmasıdır.
Bununla birlikte, nasıl ki insan ve toplum bir karmaşa halinde var olamıyor ve bu
durum bir düzeni zorunlu kılıyorsa var olan toplumsal düzenden hoşnutsuzluk da insanları
ve düşünürleri daha iyi bir düzen arayışına ve birtakım ütopyalara götürmüştür.
Toplumsal düzen yozlaştığı ve bireylerin ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldiği
zaman, bazı düşünürler haksızlıkları giderecek, bozuklukları ortadan kaldıracak, adaleti
sağlayacak ve toplumu daha mutlu kılacak toplum düzenleri tasarlamışlardır. İşte
filozofların eşitlik, adalet ve özgürlük gibi ilkeleri temel alarak olması gerekene göre
tasarladıkları ideal devlet düzenine ütopya adı verilir. Ütopya, zihinde tasarlanmış,
gerçekleşmesi mümkün olmayan mükemmel toplum biçimini ve siyasi yönetim tarzını
ifade eder. a. Düzenin Gerekliliği ve Devlet
Yukarıda karmaşa durumunun insanları bir düzen düşüncesinde bir araya getirdiğini
söylemiştik. Peki bu düzen nasıl sağlanacaktır? Devlet, toplumsal düzenin kurulması ve
bu düzenin korunması için gerekli bir kurumsal mekanizmadır. Devlet, insanları bir
araya getiren, insanlar arasındaki fikir ayrılıklarını, fikir çatışmalarını herkesin yararına
olacak biçimde ortadan kaldıran bir örgütlenmedir. Toplumsal örgütlenme ve iş bölümü
olmadan insan kendi kendisine yetemez, düzen olmadan da varlığını sürdüremez.
Siyaset felsefesi tarihinde kimi filozoflar devleti, "doğal bir kurum" kimisi de
"yapma bir kurum" olarak görmüştür. Platon, devletin doğal bir kurum olduğunu,
devleti ortaya çıkaran doğal bir nedenin olduğunu savunur. Ona göre bu doğal neden de
hiçbir insanın kendi kendisine yetmemesi, gereksinimlerini gidermek için başkalarının
yardımına muhtaç olmasıdır. Ona göre devlet büyük ölçekli bir insan ya da org a n i z m a d ı r.
Devlet, üreticiler (zanaatkarlar), askerler ve yöneticiler olmak üzere üç sınıftan meydana
gelmiştir. Her sınıf üzerine düşeni yapar, her sınıfa kendi doğasından kaynaklanan hak
ettiği değer verilirse ortaya çıkan devlet, Platon'a göre adil bir devlettir.
Hobbes ve Reusseau da devletin yapma bir kurum olduğunu savunurlar. Hobbes'un
devlet anlayışı cisim anlayışına dayanır. Ona göre devlet yapma bir cisimdir. Doğada
asıl gerçek olan tek tek cisimlerin bir araya gelerek başka şeyleri oluşturması gibi asıl
gerçek olan tek tek bireyler de bir araya gelerek kurumları kurumlar da devleti
oluşturmuşlardır.
Reusseau'ya göre de devlet yapma bir kurumdur. Ona göre insanlar doğa durumundayken
eşit ve mutlu bir yaşam sürdürüyolardı. Tarımın başlaması ve mülkiyet kavramının
ortaya çıkmasıyla doğa durumu sona erdi. Doğa durumunda var olan eşitliğin ortadan
kalkması, insanları sözleşme yoluyla bir araya gelmeye zorlamıştır. İşte devlet insanlar
arasında sağlanan toplum sözleşmesinin ürünüdür.
Prof. Bülent Daver, günümüz devletini şöyle tanımlar: "Devlet, amacı sosyal
düzenin, adaletin ve tolumun iyiliğinin sağlanması olan, belli bir toprak parçası (ülke)
üzerinde yerleşmiş bir insan topluluğuna (halka) dayanan ve bu topraklar üzerinde bulunan
her şey üzerinde meşru kontrole (otoriteye) sahip, siyasal bir örgütle (hükumet)
donanmış toplumsal bir organizasyondur.
b. İdeal düzen Arayışları
Toplum ve toplumsal düzen üzerine düşünen bir çok filozof, insanların engellenmeden
tam olarak kendilerini geliştirebilecekleri, refah ve mutluluğa ulaşabilecekleri ideal bir
toplum düzeni bulmaya çalışmışlardır. Felsefe tarihinde ideal devlet ya da ideal toplumsal
düzen konusunda iki farklı yaklaşım söz konusudur. Birinci görüş ideal bir toplumsal
düzenin olamayacağını, ikinci görüş de ideal bir düzenin olabileceğini savunur. 1. İdeal Bir Düzenin Olabileceğini Reddedenler
İdeal bir düzenin olamayacağını savunanlar, sofistler ve nihilistlerdir.


Sofistler: Sofistler, doğal hukuk ile pozitif hukuk arasında bir ayrım yaparlar. Bu
ayrımda kendileri doğal hukuktan yana olurlar. Onlara göre doğal hukuk, insanların
kendilerinin koymuş olduğu pozitif hukuktan üstündür. Doğal olanın, doğa düzeninin
toplumsal olandan daha değerli, sağlam ve bağlayıcı olduğunu ileri sürer sofistler.
Örneğin Thrasymakhos (Trasimakos) şöyle der; "Benim görüşüme göre, doğanın
bizzat kendisi, güçlünün güçsüzden daha çok şeye sahip olmasının adalet olduğunu
ortaya koyar." Nasıl doğada güçlü olan kazanıyorsa hukukta da adalet güçlüden yana
olmalıdır. Thrasymakhos'a göre, doğada hayvanlar arasında güçlünün güçsüzü yediği
gibi insanlarında aynı şeyi hukukla yapmaları gerekir. Oysa ona göre, toplumsal
yaşamda böyle olmamıştır. Sayıca çok olan güçsüzler, kendilerini korumak amacıyla
bir araya gelerek doğada hüküm süren yasalara aykırı olan yasalar yapmışlardır.
Amaçlarına doğal bir güç olan kaba kuvveti kullanarak erişemeyen güçsüz insan, çıkarlarını
gerçekleştirmek ve güçlü insanları yıldırmak için hukuku kullanır. Thrasymakhos'a
göre doğadaki kaba kuvvetin zorbalığı yerini toplumda hukukunzorbalığına
bırakmıştır. İdeal düzen olamaz çünkü ideal düzen toplumda kalmıştır.
Bir başka sofist Protagoras'a göre de ideal düzen olanaklı değildir. Ona göre, "Her
şeyin ölçüsü insandır." Her şeyin ölçüsü insan olduğu için de bütün insanlar üzerinde
anlaşabilecekleri tek bir ideal düzen oluşturamazlar.
Nihilistler: Nihilistlere göre de ideal bir düzen düzeni yoktur, olmamalı da. Çünkü,
bu tür ideal sistemler bireyselliği, yaratıcılığı, dolayısıyla özgürlüğü yok ederler. Bütün
kötülükler ise insanların özgür olmamalarından kaynaklanır. Öyleyse ideal bir düzen
aramak bir yana insanı sınırlayan bütün değer, kurum ve düzenler kötüdür, yıkılmalıdır.
Bu görüşün temsilcilerinden Nietzsche'ye göre her türlü otorite insanın üzerinde baskı
kurar ve onun doğallığını zedeler. İnsan da doğası gereği bu otoriteye karşı mücadele
eder.
2. İdeal Bir Düzenin Olabileceğini Kabul Edenler
İdeal bir düzenin kurulabileceğini savunan görüşlerin her biri, eşitlik, özgürlük,
adalet, hukuk devleti, devrim gibi kavramları temel alarak görüşleriniortaya
koymuşlardır. Biz burada özgürlüğü ve eşitliği temel alan yaklaşımları ele alacağız.
Özgürlüğü temel alan yaklaşım: Özgürlüğü temel alan yaklaşım liberalizm olarak
bilinir. Bu görüşün en önemli temsilcileri Adam Smith (Edım Simit, 1723-1790) ve
John Stuart Mill (Con Stuart Mil, 1806-1873)'dir. Bu düşünürlere göre, her şeyden önce
inanç, vicdan, düşünce ve ekonomi alanında serbest girişim özgürlüğü başta olmak üzere tüm etkinlik alanlarında özgürlüğe önem verilmelidir ve özgürlük temel ilke
olarak kabul edilmelidir. İdeal devlet de ancak, bireyin özgür olmasını engelleyen tüm
koşullar ortadan kaldırılırsa gerçekleşebilir.
Eşitliği temel alan yaklaşım: Bu anlayışın liberalizme bir tepki olarak geliştiğini
söyleyebiliriz. Önde gelen temsilcileri, Saint Simon (Sen Simon, 1760-1829) ve Karl
Marx'dır. Bu anlayışa göre toplum, liberal ekonominin uygulamaları sonucunda, biri
üretim araçlarına sahip olan burjuva sınıfı, diğeri yalnızca emeğini satarak geçimini
sağlayan işçi sınıfı olmak üzere ikiye bölünmüştür. Eğer bu eşitsizlik düzeltilmez ise
toplumun ve ülkenin bütünlüğü tehlikeye girebilir. Bu tehlikeyi gören bazı düşünürler
özgürlüğü temel alan yaklaşıma yani liberalizme karşı çıktılar. Özgürlüğün yerine
temel ilke olarak eşitliği önerdiler. Bu düşünürlere göre, ideal düzen insanlar arasında
tam eşitliğin gerçekleştiği düzendir. Bu da ancak üretim araçlarının ortak mülkiyeti ile
sağlanabilir. Eşitlik sağlandığında özgürlük de gerçekleşecektir.
c. İdeal Düzeni Belirleyen Ölçütler
İdeal düzen anlayışlarına bakıldığında iki temel ölçütün olduğunu görüyoruz:
eşitlik ve özgürlük. Yukarıda dile getirildiği gibi ideal düzenin olabileceğini savunan
görüşler bu ölçütlerden yalnızca birini temel alarak yaklaşımını temellendirmektedir.
Tarihsel süreç göstermiştir ki tek başına özgürlüğü ya da eşitliği temel alan yaklaşımlar
toplumları ideal düzene kavuşturamamıştır. Eşitlik olmadan özgürlük ve özgürlük
olmadan da tam bir eşitlik olamaz. Çünkü, her bireyin kendisini geliştirme ve gerçekleştirme
konusunda özgürlüklerden eşit bir biçimde yararlanma hakkının olmadığı bir yerde
özgürlükten söz edilemez. Bundan dolayı eşitlik konusunda atılacak her adım, insanlar
arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmayı, gerçek özgürlüğe ulaşmayı sağlar. Öte
yandan eşitliğin de özgürlükle tamamlanması gerekir. İnsanların birbiriyle tıpa tıp
özdeş olduğunu savunan bir eşitlik anlayışı doğru değildir. Her insanın kendine özgü
nitelikleri ve yetenekleri vardır. İnsanların her biri benzeri olmayan, bağımsız ve
sorumluluğa sahip varlıklardır. Bundan dolayı eşitlik, insanların kendilerini özgürce
geliştirip, gerçekleştirmelerine olanak tanımalıdır.
İnsanların ve toplumların özgürlüğe olduğu kadar eşitliğe de gereksinimleri vardır.
Özgürlük ilkesiyle eşitlik ilkesi bir arada alındıkları zaman da yeterli olmayabilir.
Bunları kaynaştıracak bir kavrama daha ihtiyaç vardır ki o da adalettir. Adalet, özgürlükle
eşitliği tamamlayan üçüncü bir ölçüttür. Adalet herkese kendi payına düşeni vermektir.
Bu anlamda haklıya hakkını, haksıza da cezasını vermek adalettir. Toplumsal adalet ise
"ortak iyi"nin gerçekleştirilmesi için toplumsal ilişkilerin düzenlenmesidir. Çağımız
ideal düzeni bu üç ölçüt çerçevesinde toplumsal adaleti geniş kitlelere yayarak toplumsal
mutluluğu ve toplumsal dengeyi yakalamaya çalışmaktadır. Toplumsal adaletin
g e r ç e k l e ş t i ğ i demokratik toplumlarda fırsat eşitliği ve maddi refah toplumun bütün
kesimlerine sunulabilmektedir. Toplumsal adaleti gerçekleştiremeyen toplum
düzenlerinin varlığını sürdürme olanağı yoktur.
ç. Ütopyalar
Felsefede ütopya, gerçekleştirilmesi olanaksız tasarı düşünce anlamında kullanılır.
Bazı düşünürler içinde yaşadıkları toplumsal düzenin iyileştirilemeyeceğine inandıkları
için, gerçekleştirilmesi çok fazla mümkün olmayan, ideal ya da düşsel bir toplum
düzeni ya da ütopya tasarlamışlardır. Ütopyalar, "istenilen ütopyalar" ve "korku ütopy-
aları" olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi gerçekleşmesi istenilen, ikincisi ise
gerçekleşmesi istenmeyen toplumun özelliklerini ifade etmektedir.
a. İstenilen Ütopyalar
İstenilen ütopyalarda düşünürler, her bakımdan mükemmel olduğuna inandıkları
ideal bir toplum düzeni tasarlarlar. İnsanın ve toplumun kurtuluşunun da ancak bu ideal
düzen yaşama geçirildiği taktirde mümkün olacağını düşünürler. Tarihsel süreç içinde
bu tür ütopyalar tasarlayan düşünürlerden bazıları şunlardır: Platon, Farabi, Thomas
More ve Tommaso Campanella.
Platon'un İdeal Devleti
Platon, yaşadığı dönemde var olan toplum düzeninin olumsuzluklarından yola
çıkarak, ideal bir toplum düzeni tasarlayan ilk filozoftur. Platon ideal devletini "Politeia
(Devlet)" adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır.
Platon'a göre insanda, duygu (itaat eden), cesaret (eylemde bulunan) ve akıl (buyu-
ran) olmak üzere üç yeti vardır. İnsanda üç yetinin olması gibi devlette de üç sınıf
vardır. Bunlardan birincisi, zanaatkarlar, işçiler ve köylülerden oluşan üretici sınıf, ikin-
cisi askerlerden oluşan savaşçılar sınıfı ve üçüncüsü de filozoflardan oluşan yönetici
sınıftır.
Platon ideal devletinde her sınıfın, nasıl bir eğitim alacağını, kimlerin ne tür mal
ve mülk edineceğini vb. ideal bir tasarımla belirlemiştir. Örneğin, Platon'un ideal
devletinde, üreticiler, zanaatkarlar kendi aralarında istedikleri gibi evlenebilirken aynı
hak askerlere tanınmaz. Devlet iyi bir soy yaratmak için asker ve savaşçılar sınıfı içinde
kimin kiminle evleneceğini belirleme yetkisine sahiptir. Bu evlenmelerin ürünü olan
bebekler de doğar doğmaz annelerinden alınır ve devlet eliyle eğitilirler.
İdeal devlette yönetici olacak insanlar, uzun bir eğitimden geçmek zorundadır.
Yaklaşık elli yaşına kadar süren bu eğitimde felsefe eğitimi almaları da zorunludur.
Çünkü ona göre ancak filozoflar kral olduğunda ideal devlet gerçekleşmiş olacaktır. Platon'un ideal devletinde özel mülkiyet yoktur. Bu durumu şöyle ifade etmiştir:
"Hiçbir şey kimsenin öz malı olmayacak, her şey herkesin olacaktır."
Platon'un ideal devletinde kadın erkek eşitliği vardır. ?öyle der; "...yaradılıştan her
iki cinste de aynı güçler vardır. Kadın da erkek gibi bütün işleri görebilir."
Platon yaşamının son döneminde yazdığı "Nomoi (yasalar)" adlı eserinde ideal
devlet anlayışında iki önemli değişiklik yapmıştır. Birincisi, asker ve yöneticilerin
özgürce aile kurmalarını ve özel mülkiyet edinmelerini yasaklamanın yanlış olduğunu
kabul etmiştir. İkincisi de yöneticilere verdiği kayıtsız koşulsuz tanıdığı yetkinin yanlış
olduğunu kabul ederek bundan vazgeçmesidir. Yöneticilerin yetkilerinin yasalarla
sınırlaması gerektiğini savunmuştur.
Farabi'nin "Erdemli Toplum"u
Farabi, El Medinet-ül Fazıla (Erdemli Toplum) adlı eserinde erdemli bir toplumun
erdemli, bilgili yöneticiler eliyle oluşturabileceğini savunur. Ona göre erdemli yöneticiler
tarafından yönetilen toplumda insanlar Tanrı inancını içlerinde hisseder, birbirlerini
sever, birbirlerini aynı yüce varlığın yarattığı varlıklalar olarak görür, dayanışma içinde
y a ş a r l a r. Bundan dolayı birbirlerine yardım ederler. Burada bütün bireyler
uzmanlaştıkları işleri yaparlar ve uyumlu bir bütün oluştururlar. Erdemli toplumda
başkan bilginler arasından seçilir.
Ona göre tolum sağlıklı bir insan bedenine benzer. Bir bedende bütün organlara
hükmeden kalp ise erdemli toplumda da toplumuma yön veren filozof başkandır.
Farabi bir yandan da insanların mutlu olmasını sağlayacak evrensel sevgi ve
barıştan söz etmiştir. Ona göre evrensel barış, tüm sınırların kalkması ve herkesin istediği
yerde yaşaması ile mümkündür.
Thomas More'un "Ütopya"sı
More (Mor), Platon'un "Devlet"inden esinlenerek yazdığı "Ütopya" adlı
romanında, erdem ve eşitlik temeline daylı ideal bir toplum sistemi tasarlamıştır.
More ütopya adını verdiği ideal devletinde sınıfsız bir toplum tasarlar. Özel
mülkiyetin olduğu yerde toplumsal adaletin gerçekleşmeyeceğini düşündüğü için özel
mülkiyetin ortadan kaldırılması gerektiğini savunur. More'un ideal düzeni, kendisinin "ütopya" adını verdiği bir adada bulunan devlette
gerçekleşir. Bu devlette özel mülkiyet yoktur, mülkiyet ortaklığı vardır. Burada para da
yoktur; paranın yerini eşya değiş tokuşu almıştır. Adada ailelerin temel ihtiyaçları ücretsiz
olarak karşılamanın yanında onlara ruhlarını olgunlaştırmaları için gerekli boş zamanı
da imkanlar ölçüsünde sağlamaya çalışır. Bunun için adada insanlar yalnızca altı saat
çalışır, geri kalan işlerini ise savaş esirleri ve ölüm cezasına çarptırılmış mahkûmlar
yaparlardı. Bu devlette yönetici olacak bireyler sıkı bir eğitim verildikten sonra
atanırlardı.
Campanella'nın "Güneş Ülkesi"
Campanella (Kampanella) da yaşadığı dönemin İtalya'sındaki aksaklıklardan yola
çıkarak "Güneş Ülkesi" adını verdiği ideal bir toplum düzeni tasarlamıştır.
Campanella'nın güneş ülkesinde de tıpkı platon'da olduğu gibi bilim ve felsefe egemendir.
Devletin başında, hem filozof hem de rahip olan hükümdar bulunur. Yönetim işinde
kendisine güvenlik bakanı (Pon), din işlerinden sorumlu bakan (Sin) ve aşk ile sağlık
işlerinden sorumlu bakan (Mor) yardımcı olur.
Bütün kötülüklerin kaynağı aile olduğu için Hint okyanusunda bir ada devleti olan
"Güneş Ülkesi"nde çocuklar doğar doğmaz ailelerinden alınır ve devlet tarafından iyi
vatandaşlar olmaları için eğitilirlerdi. Ailelerini tanımayan ülke vatandaşları, günde dört
saat çalışır, geri kalan zamanlarda da güzel sanatlarla uğraşır ve ibadet ederler. Güneş
ülkesinde de özel mülkiyete yer verilmez. Her şey devletin mülkiyetindedir. Birlikte
üretilen her şey birlikte tüketilir.
b. Korku Ütopyaları
Bu tür ütopyalarda düşünürler, yaşadıkları toplumu ve o toplum evrimini analiz
eder. Bu analizden yola çıkarak gelecekte insanları ve dolayısıyla toplumu nelerin
beklediğini betimleyen ütopyaları tasarlamışlardır. Bu tür, gelecekte toplumu bekleyen
tehlikelere dikkat çeken ütopyalara korku ütopyaları adı verilir. Korku ütopyalarına
örnek olarak Aldous Huxley (Aldus Haksli, 1894-1963)'nin "Yeni Dünyası"nı ve
George Orwel (Corc Orvıl, 1903-1950)'ın "1984"ünü verebiliriz.
Adous Huxley'nin "Yeni Dünya"sı
Huxley, tanınmış bir roman yazarıdır. Bilim kurgu türünde, "Yeni Dünya" ve "Yeni
Dünyayı Yeniden Ziyaret" adlı iki romanı vardır. Huxley'nin, "Yeni Dünya" adlı eseri, teknolojinin insanlar üzerindeki olumsuz
etkisine karşı bir uyarı niteliği taşımaktadır. O, bilim ve teknolojinin bu hızla devam
etmesi durumunda insanın insan olmaktan çıkacağını iddia etmiştir. Onun "Yeni Dünya"sında egemen güç teknolojidir. Teknoloji her alana egemen
olmuştur. Kıtalar arası yolculuklar roketlerle yapılmaktadır. Tüm çocuklar tüp bebek
yöntemiyle dünyaya geldiği için aile kurumu ortadan kalkmıştır. Her şey önceden
planlanmaktadır. İnsanlar önceden belirlenen zeka kapasitesine göre üretilmektedir. Bu
toplum modelinde düşünmeye yer yoktur. Bunu sağlamak içinde, geçmiş silinmiş,
müzeler kapatılmış, eski anıtlar yok edilmiştir. Ayrıca bu toplumda, insanlar hastalanmaz,
yaşlanmaz ve ölüm korkusu taşımazlar. Bütün bunların çaresi düşünülmüştür. Örneğin
insanlar kendilerini iyi hissetmedikleri zaman, içtikleri "soma" denilen ilaçla sorunlarını
çözerler.
Georg Orwel'in "1984"ü
Orwel bu eserinde, dünyanın çeşitli bölgelerindeki baskıcı yönetimleri gözlemlemiş,
bu durum değişmemesi halinde, dünyanın gelecekte alacağı görünümü anlatmaya
çalışmıştır.
Orwel, 1984 adlı yapıtında televizyon programlarıyla propagandası yapılan bir
totaliter toplum modeli oluşturmuştur. Eserde her bireyin yaşadığı odada bir televizyon
bulunmakta ve bireye sürekli olarak propaganda yapılmaktadır. Bu sayede bireyler televizyon
aracılığı ile sürekli olarak uyuşturulmaktadır.
Orwel'ın ütopyasında, dünya devletler üç büyük bloka ayrılmışlardır. Bunlardan
birinci blok, Amerika-İngilter-Batı Avrupa; ikinci blok, Rusya-Doğu Avrupa ve üçüncü
blok, Çin-Japonya'dır. Bu devletler siyasi ve ekonomik güç bakımından eşit oldukları
için savaşı göze alamazlar ama aralarında sürekli bir soğuk savaş hali vardır. Her devlet
kendi içinde totaliter bir yönetim mekanizması oluşturmuştur. Devletin başındaki
diktatör, yurttaşlarına hiçbir biçimde güvenmez. Bireyler düşünmeleri sorgulama
yapmaları yasaklanan, birer robot haline getirilmişlerdir.



Reklam


Ekleyen: korhan | Okunma Sayısı: 1896


Bu Kategoride En Çok Okunanlar
  • BİLGİ KURAMI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • SİYASET-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-TANIM NEDİR DERS NOTU
  • BİREY VE DEVLET İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- AKIL İLKELERİ (MANTIK İLKELERİ) DERS NOTU
  • DİN FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ
  • BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • TOPLUMSAL SAPMA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-ÖNERME DERS NOTU
  • TOPLUMSAL GRUPLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KIYAS (TASIM) DERS NOTU
  • ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • DİN-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • YGS-LYS SEMBOLİK MANTIK KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • YGS-LYS PSİKOLOJİ ÖĞRENME KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ KONU ÖZETLERİ-DERS NOTU
  • AHLAK YASASININ EVRENSEL DİNLERE GÖRE TEMELLENDİRİLMESİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • KARMAŞA - DÜZEN - ÜTOPYA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • VARLIK FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • METAFİZİK - ONTOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞNI KABUL EDENLER KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KLÂSİK MANTIK DERS NOTU
  • EKONOMİ-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- MANTIĞIN TARiHÇESi DERS NOTU
  • YGS-LYS SOSYOLOJİ TOPLUMSAL KURUMLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  •