SİYASET-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU


Reklam

SİYASET
1. Siyasetin Anlamı
Siyaset, “ülke yönetimini ilgilendiren olay ve olguların bütünüdür.”
Siyasal olaylar toplumsal yaşam sonucu ortaya çıkar. Siyaset, toplumsal düzeni sağlamak ve toplumu yönetme işlevini yerine getiren temel toplumsal kurumlardan biridir. Siyaset kurumu ve onun alt kurumları günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Siyasî kurumlar diğer toplumsal kurumların hepsini etkilediği gibi, onlardan da etkilenip şekillenerek toplumsal yapıyı oluşturur.
a. Devlet
Devletin sözlük anlamı “elden ele geçen güç, iktidar” demektir.
Devlet, “sınırları belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan
toplumları üzerinde otoriteye sahip siyasî ve hukukî bir örgüttür.’
Siyasal gücü (otoriteyi) en üst düzeyde ve etkin biçimde elinde tutup
kullanan devlettir. Devlet “egemenliğin (gücün) örgütleniş biçimi” olarak karşımıza
çıkar. Siyaset sosyolojisinin en önemli kavramlarından olan güç, egemenlik, iktidar,
otorite gibi kavramlar bir toprak parçasında (ülkede) var olabilen devlet örgütünde
somutlaşır.
Örgütlenmiş yapı olarak devletin temel işlevleri şunlardır:
•?Kanunlar yapmak, uygulamak ve uygulama sırasında çıkabilecek
sorunları gidermek,
•?Vatandaşların ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını gidermek,
•?İç ve dış tehlikelere karşı ülkenin bağımsızlığını korumak,
•?Bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak ve adaletisağlamak.
•?Ülke sınırları içinde ve dışında millî çıkarları korumak.Devletin temel unsurları vatan, halk, iktidar ve egemenliktir. Vatan, sınırları belli bir toprak parçasıdır. Devlet, vatan adı verilen topraklar
üzerinde egemenliğe sahiptir. Bir toprak parçası üzerinde egemenliğini kuran
devlet, o ülkede yaşayan insanlar yani halk ile var olur. Günümüzdeki demokratik
devletler gücünü halktan alarak iktidarlarını sürdürürler. Demokratik devlet halkın
mutluluğu ve refahı için çalışan ve gücünü siyasal kurumlarıyla ve evrensel hukuk
normlarıyla kullanan üst örgüttür. İktidar, bir toplumda egemenliği elinde
bulunduranları ifade eder. İktidarlar devlet otoritesini kullanma yetkisine sahiptir.
Toplumların tarihsel gelişim sürecinde siyasal gücün kaynağına göre
devletleri şu şekilde sınıflandırabiliriz:
Egemenliğin kaynağını bir kişiden alan devlet biçimleri: “Ben devletim”,
“Güç benim.” diyen bireylerin kişisel yeteneklerine (fiziksel, düşünsel, zekâ gibi)
dayanan devlet biçimleridir. Bazı liderler kendisini tanrının oğlu olarak
görmüşlerdir.
Egemenliğin kaynağını tanrı buyruklarına dayandıran devlet biçimleri:
Tarım toplumlarında ticaretin gelişmesiyle birlikte bazı hakların güvence altına
alınması, insan emeğinin öneminin artması, ilkel kabile ilişkilerine karşı yeni
kuralların geliştirilmesiyle tek Tanrılı dinlere dayanan devlet biçimleri ortaya çıktı.
Yeni toplumsal, ekonomik, dinsel değerler hemen arkasından kendine özgü siyasal
kurumlarını da ortaya çıkartmıştır.
Devlet gücünü elinde bulunduranlar, artık “Ben devletim.” demek yerine
“üstün gücün (Tanrı’nın) temsilcisi” olarak egemenliği elinde bulundurmaya
başlamıştır. Kral, padişah, şah vb. liderler egemenlik yetkisini Tanrı’dan alarak,
insanları Tanrı’nın buyruklarıyla yönetmeye başlamışlardır.
Egemenliğin kaynağını halkın gücüne (iradesine) dayandıran devlet
biçimleri: Artık, “Ben devletim.” ve “Ben Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisiyim.”
diyen yöneticiler yerine, “Ben halkın temsilcisiyim.” diyen yöneticiler ortaya
çıkmıştır. Yönetme gücünü halka dayandıran ve meşruluğunu da halkın
çoğunluğundan alan yeni siyasal yapılar gelişmiştir. Buna halk egemenliğine
dayanan demokratik devlet denir.
b. Hükûmet
Devlet, yönetme gücünü çeşitli kuruluş, örgüt ve hukuksal kurallarla
gerçekleştirir. Günümüzün toplumlarında, devletin gücü farklı organlar (yasama,
yürütme ve yargı) arasında dağıtılmıştır. Bunlardan birisi olan hükûmet,
Anayasa’mıza göre Cumhurbaşkanı ile birlikte yürütme organını oluşturur ve
yürütme görevini devlet adına gerçekleştirir. Devlet ile hükûmet birbirinden farklı kurumlardır. Hükûmet, devletin
yürütme gücünü kullanır.
•?Devletin temel unsurları nelerdir?
•?Devlet ile hükûmet arasındaki fark nedir? Hükûmetin meşru olması ne
anlama gelir?
c. Parlâmento (Millet Meclisi)
Parlâmento devletin yasama organıdır. Seçim yoluyla gelen milletvekilleri
devlet işlerinin daha iyi ve hızlı yapılabilmesi amacıyla yeni yasalar çıkarırlar. Bu
yasaları uygulayacak organ hükûmettir. Ayrıca milletvekilleri çıkarılan yasaların
hükûmet tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetleme hakkına sahiptirler.
Gerekirse oy çokluğu ile hükûmeti düşürebilirler.
Parlâmento, günümüzde halkın veya toplumun tümünü ilgilendiren
sorunlar hakkında, en üst düzeyde çözüm yollarının üretildiği ve uygulamaya geçir-
ildiği siyasal kuruluştur.
•?Demokratik bir ülkede parlamentonun temel işlevi nedir?
d. Siyasî Partiler
Siyasî parti, “ülkeyi yönetmek için kurulan ve belirli bir programı
olan örgütlenmiş gruplardır.”
Siyasî partilerin temel amacı, bir program çerçevesinde iktidara gelmek ya
da iktidarı paylaşmaktır.
Parlâmento gibi siyasî partiler ve sivil toplum kuruluşları da demokrasinin
gelişme sürecinde vazgeçilmez siyasî kuruluşlardır. Demokratik toplumlarda
parlâmenter sistemin çalışması, ancak ve ancak siyasî partilerin ve sivil toplum
örgütlerinin işleyişiyle gerçekleşebilir. Anayasa’mıza göre “Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez
unsurlarıdır.”(Madde 68).
Siyasî partiler temel amaçlarını gerçekleştirmek için çeşitli toplumsal
grup-ları bünyesine almaya çalışır. Bunu gerçekleştirmek için program ve tüzüğünü
kamuoyuna sunar. Siyasî partilerin program ve tüzükleri anayasaya uygun olmalıdır.
Örneğin; Anayasa’mıza göre, siyasî partiler, “siyasî partilerin tüzük ve programları,
devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet
egemenliğine, demokratik ve lâik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.” (Madde 68)
Siyasî partiler dikey ve yatay yapılı partiler olarak ikiye ayrılabilir: Dikey
yapılı partiler; farklı toplumsal grup ya da sınıftan insanı içine alan partilerdir.
Örneğin; muhafazakâr, liberal, sosyal demokrat partiler bu gruplamanın içine girer.
Yatay yapılı partiler; bir grubun ya da toplumsal sınıfın çıkarlarını savunmak için
kurulan partilerdir. Örneğin; işçi, işveren ya da çiftçi partileri bu grubun içine girer
Baskı Grupları


Baskı gruplarının varlığı günümüzün demokratik toplumlarında bir
gerekliliktir. Toplumda çok çeşitli çıkarlar ve farklı koşullara sahip olmaktan doğan
değişik görüşler, siyasal düşünceler ve çözüm önerileri vardır. İşte bu toplumsal,
siyasal farklılıklardan baskı grupları ortaya çıkar. Örneğin; sendikalar, dernekler,
meslek örgütleri ve odalar baskı gruplarını oluştururlar. Siyasî partiler, baskı grup-
larını belirli seçenekler etrafında buluşturma işlevine sahiptir.
Siyasî partiler programlarını kamuoyuna propaganda araçlarını kullanarak
duyururlar. Başta kitle iletişim araçları olmak üzere, paneller, seminerler, mitingler,
gösteri ve yürüyüşler, reklâmlar siyasî partilerin programlarını kamuoyuna
duyurmak için kullandıkları araçlardandır. Bu araçları yalnızca siyasî partiler kul-
lanmaz. Sivil toplum kuruluşları hatta bireyler bu araçları; fikirlerini, duygu ve
düşüncelerini, siyasî, ekonomik taleplerini kamuoyuna duyurmak için kullanırlar.
Seçim Sistemi ve Özellikleri
Demokratik parlâmenter sistemlerde siyasî partilerin iktidar olabilmeleri
ya da iktidara ortak olabilmeleri nasıl gerçekleşir? Bunun kurumsal, hukuksal yolu
seçimdir. Seçim, ülke yöneticilerini belirlemenin en demokratik yoludur.
Seçimin serbest ve dürüst yapılması da demokratikleşmenin bir göstergesidir.
Seçim sistemleri, oyların değerlendirilişi açısından ikiye ayrılmaktadır:
a. Çoğunluk sistemi : Seçim bölgelerinde en fazla oy alan siyasî parti
seçimi kazanmış olur. Bu sistem ikiye ayrılır:
1. Tek turlu (basit) çoğunluk sistemi: Bir seçim bölgesinde en fazla oy alan
bir parti bütün milletvekilliklerini kazanır.
2. İki turlu (mutlak) çoğunluk sistemi: Bir parti birinci turda bir seçim
bölgesinde oyların yarıdan bir fazlasını alamazsa ikinci oylama yapılır. İkinci turda
en çok oy alan parti seçimi kazanır.
Bu seçim sistemi siyasî istikrarın sağlanması ve güçlü iktidarların
kurulması amacıyla uygulanır. Bu sistemle parlâmentoya en fazla iki ya da üç siyasî
parti girebilir ve çok zayıf, cılız bir muhalefet oluşur. Birçok parti de parlâmentoda
temsil edilmez. Dolayısıyla halkın iradesi parlâmentoya bütünüyle yansıtılmamış
olur. Güçlü iktidar, zayıf muhalefet ortaya çıkar.
b. Nispî temsili sistemi: Bu sistemde bir parti aldığı oy ölçüsünde
milletvekili çıkartır. Bu sistem ile partiler, kendilerini destekleyen seçmen oranına
göre parlâmentoda temsil edilir. Bu sistem diğer sisteme oranla daha adil veçoğulcudur. Bütün partiler aldıkları oy oranında parlâmentoya girer.
Böylelikle, temsil ettikleri seçmen kitlesinin sesini parlâmentoda duyurabilirler.
Birçok parti parlâmentoya girdiğinden muhalefet güçlü olur. Ayrıca, bir siyasî
partinin hükûmet kurması olanağı çok güçtür. Bu durumda birden fazla parti birleşir
ve koalisyon hükûmeti kurulur. Koalisyon hükûmetinin çalışması, ortaklaşa
hazırlanan siyasal programla gerçekleşir.
•?Baskı gruplarının işlevleri nelerdir?
•?Ülkemizde nasıl bir seçim sistemi uygulanmaktadır?
3. Siyasal Yönetim Şekilleri
Siyasetin temel işlevi, yönetim işlerinin yürütülmesi ve kamu düzeninin
sağlanmasıdır. Yönetim olgusu, kabile yaşamından günümüze kadar hep var olmuş,
toplumların tarihsel gelişim sürecinde gelişerek yeni biçimler almıştır.
Bir toplumda siyasal kurumların nasıl işlediği ve örgütlendiği, meşruluğun
dayanakları ve iktidarın el değiştirme biçimleri, siyasal yönetim şekillerini belirler.
Siyasal yönetim şekillerini baskıcı yönetimler ve özgürlükçü yönetimler
olarak iki ana grupta ele alabiliriz.
a. Baskıcı Yönetimler
Yürütme gücünü elinde bulunduranların denetlenmesinin olanaksız olduğu
yönetimlerdir. Monarşi, oligarşi, teokrasi ve aristokrasi biçiminde görülür.
Monarşi: İktidar tek bir kişinin elindedir. Örneğin; Mısır firavunu, gücünü
kendinden alır ve egemenliği mutlaktır. 20. yüzyılda diktatörler egemenliklerinin
kaynağını “ırka” “mutlak devlete”, “orduya” dayandırarak ortaya çıkmışlardır.
Örneğin; Adolf Hitler Alman ırkının üstün olduğu anlayışına, İtalyan Benitto
Mussolini (Benito Mussolini) “mutlak devlet”e dayanarak iktidar olmuşlardır.
Yüzyılımızda çeşitli ülkelerde kısa ya da uzun süreli birçok baskıcı yönetimler
kurulmuştur.
Teokrasi: Özellikle tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla beraber, egemenliklerinin
kaynağını “mutlak güçten” yani “Tanrı”dan aldıklarını söyleyen yöneticiler
çıkmıştır. Teokratik yönetimlerde yöneticiler Tanrı’nın temsilcileri sayılır. Yönetim
dinsel kurallara göre düzenlenir.
Oligarşi: Birden fazla kişinin, bir grubun ya da zümrenin egemenliğine dayanarak kurulur.


?

Aristokrasi: Yönetimin “soyluların” ya da “din adamlarının” elinde
bulunduğu bir sistemdir.
Baskıcı yönetimler, halkı siyaset dışında tutmaya çalışırlar. Siyaset
yapmanın kötü ve tehlikeli olduğunu savunurlar. Bütün politikaları kendilerinin
oluşturacaklarını, toplumun bütün sorunlarının en iyi biçimde kendileri tarafından
çözümlenebileceğini ve bunları tartışmaya gerek olmadığını dayatmaya çalışırlar.
Baskıcı yönetimler, kitle iletişim araçlarını özgür bırakmayıp onların halka değil,
kendilerine hizmet etmesini ister. Kendilerine uygun yasalar çıkararak sivil toplum
kuruluşlarının oluşmasını engellerler. Kitle iletişim araçlarını tek elde toplarlar.
Monist (tekci) özelliklerini toplumun her alanına (kültürel, siyasal, düşünsel)
yaymaya ve yasalarıyla kurumlaştırmaya çalışırlar. Kendi resmî ideolojilerini
mutlak doğru ve ebediyen değişmez olarak kabul ederler. Kendileri dışındaki siyasî
partilerin ve baskı gruplarının özgür etkinliklerine izin vermezler.
b. Hürriyetçi (Özgürlükçü) Yönetimler
Özgürlükçü yönetim kavramı yerine daha çok demokratik yönetim
kavramı da kullanılmaktadır. Günümüzde yönetim biçimleri, tek bir kişinin ya da
bir toplumsal grubun egemenliğine dayalı otoriter yönetim biçimleri yerine,
demokratik yönetim biçimlerine doğru bir yönelim göstermektedir. Bilim ve
teknolojideki gelişmeler yönetim biçimlerini hızla değiştirmekte ve geliştirmektedir.
Toplumsal hayatın her alanında demokrasiye doğru bir yönelim söz konusudur.
•?Siyasal yönetim şekilleri nelerdir?
Demokrasinin Gelişimi ve Demokratik Yönetimlerin İlkeleri
Demokrasinin sözcük karşılığı “halkın gücü” ya da “halk hükûmeti”
demektir. Demokratik yönetimlerde güç ve otorite tek bir kişinin veya grubun
elinde değil, halkın egemenliğindedir.
Demokratik yönetimlerde toplumun bütün kesimleri örgütlenme
özgürlüğüne sahiptir. Toplumun çeşitli kesimleri, siyasî partiler ve sivil toplum
kuruluşları aracılığıyla örgütlenir. Demokratik yönetimin en önemli ölçütleri eşitlik,
özgürlük ve adalettir. Eşitlik, Özgürlük ve Adalet
Hukuksal alanda eşitlik; bedensel ve psikolojik farklılıkları ne olursa
olsun, insanlar arasında toplumsal ve siyasal haklar yönünden ayrım bulunmamasını
ifade eder. Anayasamızın 10. maddesinde de eşitlik ilkesi şu şekilde ifade edilmiştir:
“Herkes; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”
Özgürlük; insanların doğa ve toplumun nesnel yasalarına hâkim
olmalarıdır. Toplumsal gelişmeyi amaçlı ve bilinçli olarak gerçekleştirebilmeleri,
toplumun ve bireyin gelişimi için zorunlu olan bütün maddî ve manevî ön koşulları
sağlayabilmeleri anlamına gelir. Özgürlük ve eşitlik arasında çok yakın bir bağ
vardır. İnsanlar ancak eşit olursa özgür olabilirler. Aynı zamanda özgürlük, bireysel
ve toplumsal gelişmenin temel kaynağıdır.
Adalet ise, ancak özgürlük ve eşitliğin var olduğu yerde söz konusu
olabilir. Adalet, “herkesin hakkını verme, herkes hakkında doğru hüküm verme”
anlamına gelir. Eşitlik ve özgürlüğü uygulamak adalet ilkesini kurumsallaştırmakla
gerçekleşir.
Görüldüğü gibi, bu üç kavram birbiriyle çok yakından ilişkilidir. Birinin
olmadığı yerde diğerleri de var olamaz. Bu nedenle, her üçü de demokratik
yönetimlerde var olması gereken temel ilkelerdir. Demokrasinin bir ülkede tam
olarak yerleşebilmesi, özgürlük, eşitlik ve adaletin tam olarak uygulanmasıyla
gerçekleşebilir.
Herkesin temel hak ve hürriyetlerine sahip çıkması ve kullanması
demokratik toplumu geliştirir. Temel hak ve özgürlükler, “herkesin kişiliğine bağlı
dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez” niteliğe sahiptir.
Güçler ayrılığı ilkesi, devlet gücünün; yasama, yürütme, yargı organları
arasında paylaşılması esasına dayanır. Anasaya’mıza göre güçler ayrılığı temel
ilke olarak benimsenmiştir.
Güçler ayrılığı ilkesi demokrasinin işlemesi açısından önemli bir ilkedir.
Yasama, yürütme ve yargı organlarının tek elde toplanması baskıcı yönetimlere
neden olur. Çünkü bireyler, baskıcı yönetimlerde kendi haklarını devlete karşı
koruyacak yargı organlarından yoksundur. Oysa demokratik toplumlarda bireyler,
yargı organını kullanarak yürütme organının herhangi bir uygulamasına karşı kendi
haklarını koruyabilirler. 4. Atatürkçü Düşünce Sistemi


“Milletin İstiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” (1919)
diyen Atatürk, öncelikle, halkın iradesine dayalı yeni bir hükûmete ihtiyaç
duymuştur. Atatürk’ün ifadeleriyle “Yeni Türkiye’nin eski Türkiye ile hiçbir alâkası
yoktur. Osmanlı hükûmeti tarihe geçmiştir. ?imdi yeni bir Türkiye doğmuştur...
yönetim biçimi değişmiştir... hâkim olan ve her şeyi idare eden merci Millet
Meclisidir... bizim şekli hükûmetimiz tam bir demokrat hükûmettir. Ve lisansımızda
bu hükûmet halk hükûmeti olarak adlandırılır.” (1922).
Kurtuluş Savaşı emperyalist sömürü ve işgale karşı büyük bir zaferle
başarıya ulaşır. Zaferi kazanan “Milletin azmi ve kararıdır.” Zaferi kazanmakla
yetinmeyen halk, yeni bir toplumsal, siyasal, ekonomik yapılanmanın temellerini de
Atatürk önderliğinde oluşturmaya başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürkçü
düşünce sisteminin ilke ve devrimlerden ayrı düşünülemez. Çünkü Atatürkçü
düşünce sistemi bütünsel bir niteliğe sahiptir.
Atatürkçü düşünce sisteminin bütünlük niteliğini ve yabancı ideolojilerden
farkı aşağıda ele alınmıştır.
a. Bütünlük Niteliği
Atatürkçü düşünce sistemini oluşturan ilkeler; cumhuriyetçilik, milliyetçilik,
halkçılık, devletçilik, lâiklik ve devrimciliktir. Bu altı temel ilke birbirini
tamamlayıcı niteliğe sahiptir. Bu nedenle birini diğerinden ayırmak mümkün
değildir. Söz gelimi, lâiklik olmazsa cumhuriyetçilik ilkesinin uygulanması da
olanaklı olamaz. Bu yüzden, bu düşünce sistemini iç tutarlılığa sahip bir bütün
olarak görmek gerekir.
Atatürkçü düşünce sistemi, bütünlük niteliğini ve kendine özgü oluşunu,
ilke ve devrimlerin yeni Türk devletini kurumlaştırması sürecinde kazanmıştır.
b. Yabancı İdeolijilerden Farkı
İdeoloji, herhangi bir toplumun ya da toplumsal grubun yaşamına yön
veren ve kendi içinde uyumlu bir düzen oluşturan düşünce, inanç ve düşünüş
biçimlerinin tümünü ifade eder. Bir ideolojinin toplumda uygulanabilmesi ancak
uygun koşulların var olmasıyla gerçekleşebilir.
Atatürkçü düşünce sistemi Anadolu topraklarında yeşermiş, Kurtuluş
Savaşı’yla şekillenmeye başlamış, devrimlerle somut bir güç hâline gelmiştir.Atatürkçü düşünce sistemi, ilke ve devrimleri ile diğer ideolojilerden ayrı
kendine özgü bir düşünce sistemi hâlini almıştır.
“Biz öldürülmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça
başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde
de böyle olacaktır.” (1923, Atatürk’ün İzmir Basın Toplantısındaki konuşması).
“Büyük dâvamız, en medenî ve en müreffeh millet olarak varlığımızı
yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil düşüncelerinde temelli devrim yapmış
olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir.” (1937) Atatürkçü düşünce sistemi
tamamlanmış, donmuş bir içerikte değildir. Toplumun her zaman gelişip
güçlenmesini, demokratikleşme sürecinde ilerlemesini öngörür.
Atatürkçü Düşünce Sisteminde; İnsanlık, Hak ve Sorumluluk
Atatürkçü düşünce sistemi insanlık, hak ve sorumluluk kavramları üzerine
şekillenir. İnsanlık, tüm toplumların bir arada barış içinde gelişmesini ifade eder.
Atatürk, tüm insanların barış içinde yaşamasının önemini ve gerekliliğini “Yurtta
barış, dünyada barış.” sözü ile ifade etmiştir. Bireyler, hak ve özgürlüklerle gelişir.
Hak ve özgürlükler ise bireylerin sorumluluğu ile anlam bulur.
Atatürk’ün insanlık anlayışı sadece kendi milletinin üyelerine göre şekil-
lenmez. Atatürk’e göre, “İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini
düşündüğü kadar, bütün dünya miletlerinin varlığını ve saadetini düşünmeli ve
kendi milletinin saadetine ne kadar değer veriyorsa, bütün dünya milletlerinin
saadetine hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı insanlar
takdir ederler ki, bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya
milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetini temine
çalışmak demektir.”
•?Baskıcı yönetim biçimleri ile demokratik yönetimler arasındaki farklar
nelerdir?
•?Atatürkçü düşünce sisteminin özelliklerini sıralayınız.
 



Reklam


Ekleyen: korhan | Okunma Sayısı: 7959


Bu Kategoride En Çok Okunanlar
  • SİYASET-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • BİLGİ KURAMI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-TANIM NEDİR DERS NOTU
  • BİREY VE DEVLET İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- AKIL İLKELERİ (MANTIK İLKELERİ) DERS NOTU
  • DİN FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-ÖNERME DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KIYAS (TASIM) DERS NOTU
  • TOPLUMSAL SAPMA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • TOPLUMSAL GRUPLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • YGS-LYS SEMBOLİK MANTIK KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ KONU ÖZETLERİ-DERS NOTU
  • ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • YGS-LYS PSİKOLOJİ ÖĞRENME KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • DİN-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • KARMAŞA - DÜZEN - ÜTOPYA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • VARLIK FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • AHLAK YASASININ EVRENSEL DİNLERE GÖRE TEMELLENDİRİLMESİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • METAFİZİK - ONTOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KLÂSİK MANTIK DERS NOTU
  • EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞNI KABUL EDENLER KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- MANTIĞIN TARiHÇESi DERS NOTU
  • YGS-LYS ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • EKONOMİ-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  •