TOPLUMSAL GRUPLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU


Reklam

TOPLUMSAL GRUPLAR
Sosyolojiyi, en genel anlamıyla, toplumu inceleyen bir bilim olarak
tanımlamıştık. Toplum ise, içinde bulunduğumuz ilişkiler bütünüdür. Bu ilişkiler bir
toplumsal yapı içinde toplumsal gruplar aracılığıyla gerçekleşir.
Her birey değişik koşularda ve farklı zamanlarda farklı gruplar içerisinde
bulunur. Toplumsal gruplar, bireylerin bir amaç doğrultusunda karşılıklı ilişkide
bulunması ile gerçekleşir.
İnsanlar, doğum ya da evlât edinme yoluyla öncelikle bir aile grubuna
girerler. Evlilik aracılığıyla akrabalık grupları içinde yer alırlar. Öte yandan, bireyin
cinsiyeti, yaş düzeyi, yetenekleri, eğitim düzeyi, mesleği, ilgileri, dünya görüşü,
hayat felsefesi gibi etkenlerle girip çıktığı gruplar da vardır. Bireyin bu etkinliği
ömür boyu devam eder. Bireyin grup üyeliğine seçilmesi bazen atanma ile bazen
davet edilme ile gerçekleşir. Bazı durumlarda bireyin belli bir test ve sınavdan
geçmesi de istenebilir.
Bireyler, çok sayıda grubun üyesidir. Aile içinde anne, okulda öğretmen,
kooperatifte yönetici, sedikada ya da bir dernekte üye olabilir. Bireyler her gruba
uygun davranış kalıplarını, değerleri ve normları benimseyip ona göre davranmak
zorundadırlar.
“Toplumsal grup, en az iki kişinin belli bir amaçla oluşturduğu ortak
değer ve normlara sahip göreli sürekliliği olan topumsal bir varlıktır.”
Topluma yeni katılan bireyler öncelikle küçük gruplara girerler. Her
katıldıkları grupta yeni statüler ve roller elde ederler. Bu anlamda, toplumsal yapı
farklı yapılara sahip birçok grubu bir arada tutar.
•?Toplumsal grup nedir? Bir insan öncelikle hangi gruplara üye olur?
•?Sizin üye olduğunuz gruplar nelerdir?
1. Toplumsal Grup ve Özellikleri
Her toplumsal birlik toplumsal grup oluşturmaz.
Bir arada bulunan insanların toplumsal grup olabilmesi için birtakım
özellikler taşıması gerekir. Bu özellikleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:
•?Gruplar, her şeyden önce, birbiriyle karşılıklı ilişkide bulunan, birbirinin
davranışını dikkate alan insanlardan oluşur.
•?Her grubun ortak değerleri, normları ve amaçları vardır.
•?Grup içindeki her birey bir statüye ve statünün gerektirdiği bir role sahip-
tir.
•?Grup içi normlara ve rollere uyulduğu sürece grup varlığını devam ettirir. •Grup üyeleri arasında bir iş bölümü vardır. Grupta her birey ne yapması
gerektiğinin ve üzerine düşen sorumluluğun farkındadır.
•?Gruplar göreli bir sürekliliğe sahiptir. Gruptan bazı üyeler çıksa bile, grup
varlığını devam ettirir.
•?Grup üyeleri gruba özgü bir kimlik geliştererek grup bilinci oluşturur.
Grupların toplumsal işlevleri ise şunlardır:
•?Toplumsal gruplar, öncelikle bireyin ihtiyaçlarını gideren bir işleve
sahiptir. Örneğin, üniversite, kişinin belli bir bilim dalında uzmanlaşmasını ve bir
meslek edinmesini sağlamak; sendika, üyelerinin ekonomik, toplumsal haklarını
savunmak için vardır.
•?Toplumsal gruplar bireyin toplumsallaşmasını sağlar. Bu süreç içerisinde
birey, içinde yaşadığı toplumun kültürünü kazanarak bir kişilik, toplumsal bir
kimlik edinir.
•?Toplumsal gruplar bireylerin yalnızlık duygularını ortadan kaldırır, ona
güven verir. Bireyi özellikle kent yaşamında yalnızlık duygusundan kurtarır.
•?Toplumsal gruplar dayanışma ve bağlılık duygularını geliştirir. Kişinin
yaşamına bir amaç ve anlam kazandırır. Bireyin yalnızlığını gidermesine, toplumsal
dönüşümlere ayak uydurmasına, yaşadığı toplumu ve dünyayı daha iyi tanımasına,
yardımcı olur.
Toplumsal yaşam içerisinde grup niteliği taşımayan geçici birtakım
birliktelikler de vardır. Bunlar toplumsal yığın ve ketegori olarak adlandırılır.
Toplumsal yığınlar, fiziksel yakınlıklarına rağmen, aralarında
karşılıklı bir ilişki bulunmayan, yüzeysel ve geçici bir etkileşim içinde bulunan
insan birliktelikleridir.
Toplumsal yığınlarda rol ve statüler belirlenmemiştir.
Toplumsal yığınlar çeşitli biçimlerde görülürler:
•?Sıradan kalabalıklar: Sokakta gezenler, kırmızı ışıkta bekleyenler,
otobüs kuyruğunda bekleyenler sıradan kalabalıklara örnek gösterilebilir.
•?İzleyici ve dinleyici kalabalığı: Bir tiyatro, futbol karşılaşması ya da
film izleyenler, konser dinleyenler bu tür kalabalık örnekleridir.
•?Gösteri kalabalığı: Miting alanında toplananlar, yürüyüş yapanlar, resmî
geçit yapanlar bu türden kalabalığa örnektir.
•?Etkin kalabalıklar: Yağmacılar, fanatik spor taraftarları,
linç girişiminde bulunan topluluklar etkin kalabalıkları oluştururlar.
Toplumsal kategori ise, aynı fiziksel mekânı paylaşmayan, ancak ortak
birtakım özellikleri olan topluluklardır. Toplumsal kategoriler yaş, cinsiyet,
meslek, gelir, eğitim gibi özelliklere göre oluşurlar. •?Toplumsal grubun temel özellikleri ile temel işlevleri nelerdir?
2. Toplumsal Grup Çeşitleri
Toplumsal gruplar son derece karmaşık ve çeşitlidir. Çok değişik işlevlere
sahiptir. Bu nedenle tek bir sınıflandırma yapmak imkânsızdır. Toplumsal gruplar
sınıflandırılırken farklı ölçütler kullanılır.
a. Üye Sayısına Göre Gruplar
•?Küçük gruplar: Aile, arkadaş, oyun grupları vb.
•?Büyük gruplar: şehir, millet vb.
b. Sürekliliğine Göre Gruplar
•?Geçici gruplar: Bir amacı gerçekleştirmek için kurulan, bu amaç
gerçekleşince de dağılan gruplardır. İnşaatta çalışan işçiler, yapı kooperatifi
kuranlar, bir konuda araştırma yapan bilim adamları geçici gruplara örnek
gösterilebilir.
•?Sürekli gruplar: Ömürleri, üyelerinin ömründen daha uzun olan devlet,
şehir, millet gibi gruplar sürekli gruplardır.
•?Devirli gruplar: Yılın belirli zamanlarında bir araya gelip, bir müddet
sonra dağılan gruplardır. Her hafta kurulan pazarlar, uluslar ve uluslar arası fuarlar
vb. devirli gruplara örnektir.
c. Katılış Biçimine Göre Gruplar
•?İsteğe bağlı gruplar: Bireyin kendi özgür iradesine göre katıldığı
gruplardır. Arkadaşlık grubu, dernekler, siyasî partiler gibi. Bu tür gruplardan
bazılarına girebilmek için yetenek, bilgi düzeyi, yaş, cinsiyet, dünya görüşü vb.
niteliklere bakılır.
•?Bireyin isteğinin dışında katıldığı gruplar: Bu tür gruplara bireyler özgür
iradeleriyle katılamazlar. Aileye ya da bir ulusa katılırken bireylerin kendileri karar
vermezler.
d. Kuruluş Biçimine Göre Gruplar
•?Resmî gruplar: Kurulabilmesi için resmî birtakım işlemlerin gerektiği
gruplardır. Dernek, sendika, siyasî parti, şirket gibi.
•?Resmî olmayan gruplar: Kurulması için resmi işlemlerin gerekmediği
gruplardır. Arkadaş grupları, oyun grupları gibi. e. Görevlerine Göre Gruplar
•?Tek görevli gruplar: Bir ticarî şirketin, bir müzik grubunun yerine getirdiği bir tek görevi olan gruplardır.
•?Çok görevli gruplar: Belediye, devlet, siyasî parti gibi birden fazla görevi yerine getirmeye çalışan gruplardır.
f. Toplumsal İlişki Biçimine Göre Gruplar
•?Birincil toplumsal gruplar: Birincil gruplar, yüz yüze ilişkilerin, yardımlaşma ve sevgi bağlarının yüksek olduğu gruplardır. Grup üyelerinde “biz” bilinci hâkimdir. Yüksek bir dayanışma söz konusudur. Üye sayısı azdır ve bireyler arasındaki ilişkilerde süreklilik vardır. Örneğin, aile, arkadaş, komşu, akraba gibi toplumsal gruplar birincil toplumsal gruplardır.
•?İkincil toplumsal gruplar: Bu gruplar yapı olarak daha büyük, yazılı normlara dayalı olarak kurulan gruplardır. Hedefler insan ömrünü aşacak biçimde uzun süreli olabilir; devlet, siyasî parti, sendika gibi. İlişkilerin temelini, grubun hedef-lerinin gerçekleştirilmesi oluşturur. Bu nedenle bu tür gruplarda ilişkiler amaca yönelik ve resmîdir. Yüz yüze, samimî ilişkiler kurulsa da birtakım kurallara uymak zorunludur. Örneğin, siyasal partide ilişkiler ve amaçlar resmî olarak oluşturulmuştur. Grup üyeleri grubun kurulma amaçlarını gerçekleştirmek için bu kurallara uymak zorundadır.
Yerleşim birimi: Bu dönemde insanlar belirli bir yerde yerleşmemekle
beraber, doğal gereksinimlerini sağlamak için zorunlu olarak tatlı su kaynaklarını ve
dere boylarını seçmişlerdir.
İş bölümü: Bu dönemde, cinsiyete dayalı iş bölümü söz konusudur.
Genellikle kadınlar bitkisel ürünleri toplamakta, erkekler avcılıkla
uğraşmaktaydılar. Öte yandan, henüz kadın ile erkek arasındaki eşitsizlikler
oluşmamıştı.
Ekonomi: Toplayıcılık ve avcılıkla biyolojik varlıklarını sürdüren bu
toplululuklarda, üretim araçları son derece basit ve azdı. Ortaklaşa toplanan ürünler
ve avlanan hayvanlar yine ortaklaşa tüketiliyordu.
Siyasal yapı: Yöneten ve yönetilelerden bahsetmek mümkün değildir.
Çünkü, özel mülkiyetin olmaması toplumsal sınıfların da ortaya çıkmamasına neden
olmuş, buna bağlı olarak da yöneten ve yönetilen ayrımı oluşmamıştır.
Aile yapısı: Bugünkü anlamıyla bir aile yapısından söz edilemez.
Topluluk yaşantısı içinde topluluğa üyelik ve topluluğa ait olma vardır.
İnanç yapısı: İlk dinsel inançlar bu dönemde doğmuştu. İnsanlar hemen
hemen korktukları her şeye inanıp tapınmışlardır.
2. Toprağa Yerleşme: İlkel ortakçı topluluğun çözülüp dağılması ve
toprağa yerleşmenin gerçekleşmesi kuşkusuz çok uzun bir tarihsel evrim sonucunda
gerçekleşmiştir.
Yerleşme, insan gruplarının barınaklarını kurduğu çevreyi, insanın yaşam
ve eylemlerini kapsayan bir kavramdır. İlkel göçebelikten yerleşik yaşama geçiş
aşamasında ortaya çıkar. Göçebe topluluklar yerleşim yerleri olarak genellikle su
kenarlarını, bereketli ürünler alabilecekleri ve diğer canlılardan korunabilecekleri
alanları seçmişlerdir. Mezra, köy, merkez köy, kasaba, şehir, metropol birer yerleşim
yerleridir.
Toprağa yerleşme özellikle tarımsal faaliyetin başlamasıyla ortaya
çıkmıştır. Tarım, insanların yaşayabilmek için gerçekleştirdikleri ilk üretim
biçimidir. Toprağa yerleşmenin nedenleri kısaca şöyle belirtilebilir:
•?Toplayıcılık ve avcılık alanlarının azalması.
•?Nüfus sayısı ve yoğunluğu arttığı için göç etmenin zorlaşması.
•?Hayvanların evcilleştirilmesi ve bitkilerin yetiştirilmesi.
•?Üretim araç ve gereçlerinin geliştirilmesi.
Toprağa yerleşme ile birlikte toplumlar şu özellikleri kazanmıştır:
•?Ekonomik alanda, genel olarak tarımsal faaliyetler belirleyici olmuştur.
Öte yandan bazı hayvanlar evcilleştirilmiştir. Topraktan elde edilen ürünler ve
hayvancılık faaliyetleri tüketim fazlasını ortaya çıkarmıştır. Bu durum, ortak
mülkiyet yerine, özel mülkiyetin gelişmesine neden olmuştur. Özel mülkiyet ise
mülkiyet sahibi olanlar ve olmayanlar biçiminde bir farklılaşmayı doğurmuştur.
•?Elde edilen ürünün artması ve insanların bütün günlerini üretim faaliyeti
için harcamalarına gerek olmaması, sanat ve zanaat alanlarına yönelmelerine neden
olmuştur. Böylelikle kullandıkları araç-gereçleri geliştirip, süsleyebilmişler, çeşitli
eşyalar yapabilmişlerdir. İşaret dilini resim yoluyla geliştirmişlerdir. İlk devlet
biçiminin temeli bu dönemlerde atılmıştır. Bu yüzden yöneten-yönetilen faklılığı
doğmuştur.
•?İnsanların toprağı yerleşme nedenleri nelerdir?
3. Köy: Toprağa yerleşme ile birlikte, bugünkü biçimiyle olmasa bile,
ilk köy toplulukları oluşmaya başlamıştır. Köy nasıl bir yerleşmeyi ifade eder?
Köy “halkının çoğunluğunun tarımsal etkinliklerde bulunduğu,
teknolojik üretim ve pazarlamanın yetersiz olduğu, ekonomik, toplumsal ve
kültürel imkânlardan daha az oranda yararlanıldığı ve geleneksel ilişkilerin
egemen olduğu yerleşim birimidir.”
Köy yerleşim yerlerinde akrabalığa dayalı, birincil ilişkiler, geleneksel
norm ve değerler egemendir. Bu yerleşim yerlerinde sınırlı bir nüfus vardır, ilişkiler
dar bir alanda gerçekleşir.
Köyde Toplumsal Değişme
Yerleşim yerleri tarihsel süreç içinde değişme göstermiştir. Yerleşik hayata
geçilmesiyle oluşan ilk köylerle birlikte, kentlere özgü birtakım iş ve ilişkilerin de
yavaş yavaş ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Elbette bugünkü biçimiyle şehirlerdeki
yapı ve ilişkilerden söz edemeyiz. Artan tarımsal ürünlerle birlikte gelişme gösteren
merkezi yerleşim yerleri, köyden kasabaya ve daha sonra kentlere dönüşmüşlerdir.
Günümüzde de kent ve köy yerleşim yerlerinde değişmeler sürmektedir.
Dünyada, köy toplumsal yapılarındaki büyük değişmeler İngiltere’de
başlayan ve tüm dünyaya yayılan Sanayi Devrimi’yle gerçekleşmiştir. Değişme her
toplumdaki yerleşim yerlerinde aynı zaman içinde ve aynı hızda olmamıştır. Sanayi
Devrimi ve icatlar ile hayvan ve insan gücüne dayalı üretim yerine makine gücüne
dayalı üretime geçilmiştir. Bu gelişme, köy toplumsal yapısında büyük değişmelere
ve yapısal dönüşümlere neden olmuştur. Köy toplumsal yapısındaki değişmelerin sonuçlarını şu şekilde
sıralayabiliriz:
•?Teknolojik gelişme ve üretim biçimindeki değişme: Tüketim için üretim
yapan geleneksel tarım yerine, pazar için üretim yapan makineli tarıma geçiş
gerçekleşmiştir.
•?Toprak-nüfus dengesinin bozulması: Nüfus artışına paralel olarak, toprak
miras yoluyla bölünmüş ve toprağın verimi ailenin geçimini sağlayamamıştır.
Bu durumda köylerden şehirlere göç yoğunlaşmıştır.
Türkiye’de Köy Toplumsal Grubunun Sorunları
Türkiye’de köy toplumsal grubu, özellikle 1950’den sonra büyük bir
toplumsal hareketlilik yaşamıştır. Bu toplumsal hareketlilik, tarımsal üretimde
teknolojinin kullanılmasıyla, köyden kente doğru yoğun bir göç şeklinde kendini
göstermiştir. Köydeki toplumsal değişimin nedenlerini ve ülkemizde kırsal alan
sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
•?Ülkemizde ekonomik büyüme ile orantılı bir nüfus artışı yoktur. Özellikle
kırsal alanda nüfus artışı daha fazladır. Bazı geleneksel değerler, inançlar nüfus artış
hızının istenilen düzeye çekilmesine engel olmaktadır.
•?Yoğun nüfus artışı nedeniyle tarım toprakları ve üretim araçları miras
yoluyla parçalanmaktadır. Bu ise, verimliliği düşürmekte ve köyden kente göçü
hızlandıran en önemli etkenlerden biri olmaktadır.
•?Göç nedeniyle kentlerde istenilen vasıflarda ya da mesleklerde olmayan
bir nüfus birikmektedir. Göç insanların işsiz kalmasına ve hayat standardının
düşmesine neden olmaktadır. Kente gelir gelmez iş bulamayan ya da herhangi bir
vasıf gerektirmeyen ve günü birlik işlerde çalışmak zorunda kalan bireyler,
barınabilmek için gecekondu yapmak zorunda kalmaktadır. Böylelikle,
sanayileşmeye dayalı bir kentleşme yerine, göçe dayalı, sorunlu ve çarpık bir
kentleşme oluşmaktadır.
Diğer taraftan, köyden kente göç sadece kentleri değil, kırsal alanı da
olumsuz etkilemektedir. Göç, köyde daha çok yaşlıların kalmasına neden olmakta
ve kırsal alanda tarım ve hayvancılık faaliyetleri gerilemektedir. Aşağıdaki
tabloda görüldüğü gibi, yönelim devamlı köyden şehire doğru olmuştur. 1927
yılında nüfusun %75.8’i kırsal alanda yaşarken 1997’de bu oran %39.1’e kadar
düşmüştür. Antik çağın en büyük kenti, bir buçuk milyon nüfusa sahip Roma’dır.
O dönemde kurulan kentlerin bazıları günümüzdeki gibi büyük olmuşsa da işlevleri
açısından farklı özellikler gösterirler. Orta Çağın surlarla çevrili kentleri, savunma
gereksinimleri nedeniyle kendi içlerine kapalı kentler olmuşlardır. Bu dönemde
kurulan kentler savunma ya da ekonomik işlevlere sahipti.
Günümüzdeki anlamıyla ilk kentlerin ortaya çıkışı, Sanayi Devrimi ile
olmuştur. Sanayi Devrimi ile birlikte kentlerin ekonomik yapısı tamamıyla değişti.
Makineye dayalı üretimin yapılması ile geleneksel kent yapıları ortadan kalktı.
Fabrikaların yakınında kurulan ve kente göç eden insanların oluşturduğu sanayi
kentleri doğdu.
Kent, “artan bir nüfus yoğunluğuna sahip, toplumsal hayatın mesleklere
ve iş bölümüne göre organize edildiği, üretimin yoğun olarak sanayiye
dayandığı, ikincil ve yoğun insan ilişkilerinin yaygınlaştığı yerleşim birimidir.”
2. Kent Toplumsal Grubunun Özellikleri
Kent toplumsal grupları, sayısal ve işlevsel özellikleri bakımından kırsal
alandaki toplumsal gruplara göre önemli derecede farklılaşmıştır.
Çeşitli ekonomik, siyasal ve toplumsal işlevleri gerçekleştiren birçok resmî
ya da resmî olmayan, kendiliğinden kurulmuş, birincil ilişkilerin gerçekleştiği
küçük toplumsal gruplar da kent toplumsal yapısında oldukça yoğundur. Kentsel
sorunlar, bireyin kalabalıklar içinde kendini yalnız hissetmesine ve birincil
grupların kent yaşantısında gittikçe artmasına yol açmıştır.
Kentte yaşayan birey yalnızca aile, akraba, arkadaş gibi sınırlı birincil
gruplar içinde yer almaz. Bireyler birincil ilişkileri farklı ortamlarda da geliştirmeye
çalışır. Örneğin; vakıflar ve dernekler birincil ilişkilerin gelişti-rildiği önemli
gruplardır.
Büyük kentlerde yaşayanlar, geldikleri köy ya da kasabadaki ilişkileri
yaşatmaya çalışan, yardımlaşma ve dayanışmayı artırıcı köy ya da kasaba
dernekleri kurmuşlardır. Bu tür derneklerle bireyler kent yaşantısının sorunlarını
daha kolay çözmeye çalışırlar.
Kentte yoğun iş bölümü, özel ve resmî birçok kuruluşun ve örgütlerin
varlığı, işlerin plânlı bir şekilde yürümesi zorunluluğu ikincil ilişkileri gerektirmektedir.
Bu tür ilişkilerde önemli olan, grupta işlerin yazılı kurallar çerçevesinde, plânlı bir
şekilde, belirlenen roller aracılığıyla gerçekleştirilmesinin zorunlu olmasıdır.
3. Kent Toplumsal Yapısı
Kentler, genel olarak “tarım dışı etkinliklerin, örgütlenmenin ve uzmanlaşmanın
fazlaca olduğu, büyük bir nüfus kitlesinin barındığı, üretimin yasalarca denetlendiği,
ikincil ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı, karmaşık, farklılaşmış ve örgütlü bir
toplumsal bütünlüğe sahip yerleşim birimleridir. Kentler ekonomik yaşam, nüfus
yoğunluğu ve yapısı, toplumsal ilişki biçimi, toplumsal hareketlilik , iş bölümü,
toplumsal kontrol ve toplumsal dayanışma açısından köylerden oldukça farklı bir
yapı gösterir.
Kentler, çeşitli etnik grupları, kültür ve meslek gruplarını, toplumsal sınıf
ve tabakaları içine alan heterojen (ayrı cinsten) yani farklılıkları içeren bir yapı
gösterir. Belirleyici olan ekonomik etkinlikler sanayi, ticaret ve hizmettir.
Kent yaşamında her gün birçok insanla yüz yüze gelinmesine rağmen,
çoğu zaman sürekli bir toplumsal ilişki kurulamaz. Bu yüzden toplumsal yığın
örneklerini kentlerde yoğun olarak görmek mümkündür.
Toplumsal hareketlilik kentlerde daha yoğun olarak yaşanır. Sanatsal ve
kültürel etkinliklerden kentte yaşayanlar daha fazla yararlanırlar. Öte yandan,
karmaşık bir yapıda yaşamanın getirdiği birçok problemden dolayı, kent yaşamında
toplumsal sapmalar da yoğun olarak görülür.
Köy ve kent farklılaşmasını bir tablo ile gösterebiliriz: 4. Günümüzde Kentleşme Olgusu


Kentleşme: nüfusun kentlerde toplanması ve kentsel alanların gelişmesi
sürecini ifade eder. Ülkemiz, 1950’li yılların başından beri giderek etkisini artıran
bir kentleşme süreci içinde bulunmaktadır. İç göçler sanayileşme gibi nedenlerle
kırsal alan ve kent nüfusunun dengesi değişmekte, böylece gerek orta ölçekli kentler
(Sivas, Nevşehir, Trabzon gibi) gerekse sayıları çoğalan metropoller (İstanbul,
Ankara, İzmir, Adana, Bursa gibi) hızlı bir büyüme eğilimi içine girmektedir.
Kentleşme, mekânda yayılma, nüfus yoğunluğu, yerel örgütlenme,
toplumsal tabakalaşma, üretimde farklılaşma, uzmanlaşma, yeni yerleşim
birimlerinin oluşturulması ile toplumsal, ekonomik ve kültürel değişime yol açan
bir nüfus toplanması sürecidir.
Kentleşme sonucunda yeniden tanımlanan bireye kentli diyoruz. Kentli
olmak kent yaşantısını benimsemekle gerçekleşir. Kentlileşme siyasal, kültürel,
ekonomik ve toplumsal ilişkiler gibi toplumsal yapılanmanın farklı biçimlerini ve
değişmelerini anlamayı ve uyumu gerektirir.
Kentlileşme, kentleşme sonucunda ortaya çıkan ve kentlileşme bilincinin
bireylere kazandırılmasıyla gerçekleşen bir süreçtir.
Kentte yaşayan bireyin yaşamının yönlendirilmesi, kente göç edenlerin
kent yaşamına uyum sağlaması, kentsel değerleri ve ilişkileri öğrenip benimsemesi,
kent sosyo-kültürel politikalarının uygulanmasıyla oluşur.
Kentleşme, yalnızca nüfusun artması, ekonomik gelişmenin sağlanması ile
oluşmaz. Aynı zamanda kentlilik bilincinin ve kent kültürünün bireye
kazandırılmasıyla gerçekleştirilir. Bu konuda en büyük görev eğitim kurumlarına
düşmektedir.
Kentleşmenin Nedenleri
Kentleşmenin nedenlerini iki temel gruba ayırarak açıklayabiliriz:
İtici nedenler, kırsal alanın ekonomik, kültürel, sosyal olanaklarının
yetersizliği sonucunda oluşmaktadır. Çekici nedenler, kent yaşantısının sağladığı
olanaklar sonucunda oluşmaktadır.
Kentleşmenin Doğurduğu Sonuçlar
Ülkemizde kentleşme, batı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sanayileşme
sonucunda oluşmamıştır. Ülkemizdeki sanayileşme, şüphesiz kentleşme üzerine
önemli etkiler yapmıştır. Ancak tek etken sanayileşme değildir. Kentleşmede
belirleyici olan etken, kırsal yapıda değişmeler ve çözülmeler olmuştur. Ülkemizde
kent-leşme süreci hızlı bir biçimde gerçekleşmiştir. Hızlı nüfus hareketliliği de
kentlerin doğal gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir.
Ülkemizde büyük kentlere yapılan yoğun göçler, ekonomik gelişmeye
paralel olmayan nüfus artışı, önemli birtakım sorunlara neden olmuştur. Bu
sorunları şu şekilde özetleyebiliriz:
İşsizlik: Yalnızca ülkemizin değil, hemen hemen bütün ülkelerin
sorunudur. Göçler yoluyla vasıfsız işçilerin kentlere birikmesi büyük kentlerimizde
önemli birtakım sorunlara neden olmaktadır. İşsizlik, olumsuz toplumsal sapmalara,
ahlâkî değerlerin bozulmasına (hırsızlık, cinayet, çeteleşme, terör gibi sonuçlara)
yol açan önemli faktörlerden biri olmaktadır.
Gecekondulaşma: Büyük kentlere yoğun nüfus akımı gecekondulaşmaya
ve çarpık kentleşmeye yol açmaktadır.
Kentlere gelen nüfus, hızlı bir şekilde yeni yerleşim yerlerine (yasal
olmayan yollardan imarsız konut yapımına) yani gecekondulaşmaya yönelmiştir.
Gecekondularda ulaşım, su, elektrik gibi belediye hizmetlerinin istenilen düzeyde sunulamaması, yaşamı zorlaştırmaktadır. Çevre kirliliği: Çevre kirliliği sanayileşmenin kentlere getirdiği bir
sorundur. Sanayinin ortaya çıkardığı çevre kirliliği, toplumsal yaşamımızdan da öte,
dünyamızı tehdit eden bir sorun hâline gelmiştir. Günümüzde hava kirliliği, fabrika
atıkları, çöpler vb. kentlerin önemli sorunları arasında yer almaktadır. Çözülmesi
gereken bir başka önemli sorun gürültü kirliliğidir. Bu durum, kentte yaşayan
insanların psikolojik olarak da sağlıklı olabilmesi açısından önemlidir.
Bölgeler arası dengesizlik: Kimi bölgelerde hızlı bir kentleşme
görülürken, kimi bölgelerde kentleşmenin daha yavaş olması, bölgeler arasında
gelir ve yaşam farklılığı doğurmuştur. Bölgeler arası dengesizlik daha çok
gelişmekte olan ülkelerde görülür.
Kültürel çözülme: Kente yeni gelen insanlar, yeni değerler normlar ve
davranış kalıpları ile karşı karşıya kalırlar. Bu durumda bireylerin kentsel yaşama
uyum sorunları başlar. Kente göç edenlerin önemli bir kısmı bu değerleri kolayca
benimseyemez. Kentte doğan ikinci kuşak bireyler ise daha hızlı bir değişim
içerisine girerler. Bu durum aile içerisinde de gerginlikler ve kuşaklar arası
çatışmalar yaratır.
Tüm olumsuzluklara rağmen, toplumsal kalkınmanın üç temel bileşeni
kentleşme, sanayileşme ve tarımda modernleşmedir. Bu nedenle kentleşme, gelişme
ve ilerleme açısından yaşanması gereken bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
üç sürecin sağlıklı bir şekilde gelişmesi, toplumsal yapının düzenli ve uyum
içerisinde olması açısısından önem taşımaktadır. Kentleşme sorununun çözümünde,
yerel yönetimlerin kentsel plânlama, düzenleme ve uygulama boyutlarındaki
çalışmaları önemlidir. Kentleşme politikalarının üretilmesinde kent toplum
bilimcilerinin çalışmaları da dikkate alınmalıdır.
5. Metropol (Ana Kent)
Tarihsel gelişim süreci içerisinde kentlerin gelişimi üç aşamada ele
alınmaktadır.
•?Sanayi öncesi kentler
•?Sanayi kentleri
•?Metropol kentler
Sanayi öncesi kentler askerî ve ticarî işlevlere sahipti. Sanayi kentleri,
sanayileşme ile birlikte teknolojik gelişmelerin, ulaşım ve yönetim olanaklarının
artmasının ürünüdür. Metropol kentler ise birkaç sanayi yerleşim merkezinin
birleşmesi sonucu oluşmuştur.
Kentsel yerleşmenin günümüzde en üst boyuta geldiği nokta
metropollerdir. “Büyük şehir” dediğimiz kentler birer metropol olarak adlandırılır.
Ülkemizde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana; dünyada Paris, Londra, Berlin,
New York, Pekin gibi kentler birer metropoldür. Metropol, ekonomik ve kültürel yönden gelişmiş birçok kent merkezini
içine alan, sanayi ve teknolojinin gelişmiş olduğu, büyük bir yerleşim alanıdır.
Bir metropolde farklı dinden, ulustan, kültürden insanlar ticari, siyasi,
kültürel etkinlikler amacıyla bir araya gelirler. Örneğin İstanbul, ülkemizin bütün
bölgelerinden ve diğer uluslardan gelen insanları barındıran bir dünya şehridir.
•?Kentleşmenin nedenleri ve doğurduğu sonuçlar nelerdir?



Reklam


Ekleyen: korhan | Okunma Sayısı: 2235


Bu Kategoride En Çok Okunanlar
  • SİYASET-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • BİLGİ KURAMI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-TANIM NEDİR DERS NOTU
  • BİREY VE DEVLET İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- AKIL İLKELERİ (MANTIK İLKELERİ) DERS NOTU
  • DİN FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ
  • BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-ÖNERME DERS NOTU
  • TOPLUMSAL SAPMA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KIYAS (TASIM) DERS NOTU
  • TOPLUMSAL GRUPLAR KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • YGS-LYS SEMBOLİK MANTIK KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • DİN-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ KONU ÖZETLERİ-DERS NOTU
  • YGS-LYS PSİKOLOJİ ÖĞRENME KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  • AHLAK YASASININ EVRENSEL DİNLERE GÖRE TEMELLENDİRİLMESİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • KARMAŞA - DÜZEN - ÜTOPYA KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • VARLIK FELSEFESİNİN KONUSU KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • METAFİZİK - ONTOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ-KLÂSİK MANTIK DERS NOTU
  • EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞNI KABUL EDENLER KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • EKONOMİ-SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ KONU ÖZETİ-DERS NOTU
  • MANTIK KONU ÖZETLERİ- MANTIĞIN TARiHÇESi DERS NOTU
  • YGS-LYS ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ KONU ÖZETİ-DERS NOTLARI
  •